Puss-in-the corner.
Affichage des articles dont le libellé est nylon. Afficher tous les articles
Affichage des articles dont le libellé est nylon. Afficher tous les articles
mardi, septembre 21
jeudi, septembre 24
pelin ütü yapıyor
istanbul ve okul ve grip ve yeniden bavul hazırlama.
of!
günün şarkısı: your bruise.
mardi, septembre 8
mercredi, septembre 2
making me
glorious!
eğer şu ölümlü dünyada benim payıma düşen sihir bu şarkıysa, ben razıyım.
andreas, keşke biraz daha azmedeydin!
eğer şu ölümlü dünyada benim payıma düşen sihir bu şarkıysa, ben razıyım.
andreas, keşke biraz daha azmedeydin!
lundi, août 31
dimanche, juin 28
ISS
dünya büyüleyici bir yer.
ya da reglim diye daha bi' duygusalım.
http://www.boston.com/bigpicture/2009/06/recent_scenes_from_the_iss.html
ya da reglim diye daha bi' duygusalım.
http://www.boston.com/bigpicture/2009/06/recent_scenes_from_the_iss.html
mardi, juin 23
yaz günleri
you don't have fever, you don't have fever..
blackpool'a gitmek istiyorum! bir egeli olarak köklerime ihanet ettiğim lütfen sanılmasın, hayır, son derece kişisel, yüzmekten uzak hayallerim var.
yazın büyük görevlerinden mp3 düzenlemeye giriştim. the godfather ve ben bakalım nasıl bir ikili olacağız? portfolyomsu projem ise erkmen'in tekneye gidişi ve kadir'in CSS imdatıma henüz yetişmemesi sebebiyle askıda. zaten scanner almam lazım.
yeni bir ev fikri kafamda birden somutlaşınca çok heyecanlandım. hayalkırıklığı istemiyorum. dekorasyonla kafayı bozmak da, zira. "too old for taped posters?"
bu da böyle bir giriş olsun öyleyse.
blackpool'a gitmek istiyorum! bir egeli olarak köklerime ihanet ettiğim lütfen sanılmasın, hayır, son derece kişisel, yüzmekten uzak hayallerim var.
yazın büyük görevlerinden mp3 düzenlemeye giriştim. the godfather ve ben bakalım nasıl bir ikili olacağız? portfolyomsu projem ise erkmen'in tekneye gidişi ve kadir'in CSS imdatıma henüz yetişmemesi sebebiyle askıda. zaten scanner almam lazım.
yeni bir ev fikri kafamda birden somutlaşınca çok heyecanlandım. hayalkırıklığı istemiyorum. dekorasyonla kafayı bozmak da, zira. "too old for taped posters?"
bu da böyle bir giriş olsun öyleyse.
lundi, juin 15
fischerspooner, özellikle spooner
konseri yazmam LAZIM, uçup gitmesin bu da!
amma hava çok güzel, finaller bitmiş, ilk amele yanığımı bile olmuşum- demek ki güneşte o kadar dolanacak halim, vaktim olmuş-
yerler interneti!
amma hava çok güzel, finaller bitmiş, ilk amele yanığımı bile olmuşum- demek ki güneşte o kadar dolanacak halim, vaktim olmuş-
yerler interneti!
vendredi, mai 29
"Galip, uykunun en güzel yanının insanın olduğu kişiyle bir gün yerine geçeceğine inanmak istediği kişi arasındaki gözyaşartıcı uzaklığın unutulması kadar, duyduklarıyla hiç duymadıklarını, gördükleriyle hiç görmediklerini ve bildikleriyle hiç bilmediklerini huzurla birbirine karıştırabilmesi olduğunu bir kere daha anladı."
mercredi, mai 6
x3
and if i could open my mouth
wide enough for a marching band to march out of
they would make your name sing
and bend through alleys and bounce off other buildings
and it is true what you said
that i live like a hermit in my own head
but when the sun shines again
i'll pull the curtains and blinds to let the light in
sorrow drips into your heart through a pinhole
just like a faucet that leaks
and there is comfort in the sound
but while you debate half empty or half full
it slowly rises
your love is gonna drown
your love is gonna-
wide enough for a marching band to march out of
they would make your name sing
and bend through alleys and bounce off other buildings
and it is true what you said
that i live like a hermit in my own head
but when the sun shines again
i'll pull the curtains and blinds to let the light in
sorrow drips into your heart through a pinhole
just like a faucet that leaks
and there is comfort in the sound
but while you debate half empty or half full
it slowly rises
your love is gonna drown
your love is gonna-
mardi, avril 28
gevşek bağlar ya da kavramsal çağrışım
"Resimlerin, karikatürlerin, tiyatroların ve kafe-konserlerin kendisini yeterince halka tanıtmış olmasına rağmen 'aşk simsarı' yün yeleğine ya da renkli, yakasız gömleğine, kasketine, ceplerinden çıkmayan ellerin 'davetkâr' bir hareketle belinden aşağı sımsıkı gerdiği ceketine, sönmüş sigarasına, sesi duyulmayan terliğine bağlı kalmıştır."¹
unruly boys who will not grow up must be taken in hand
unruly girls who will not settle down they must be taken in hand²
le fait que: istanbul coolu gerçeği.
au lieu de: santralistanbul.
¹ Colette, Avare Kadın, Can Yayınları, İstanbul, 1992, s. 50.
² The Smiths, Barbarism Begins at Home in Meat is Murder, Rough Trade, Londra, 1985.
unruly boys who will not grow up must be taken in hand
unruly girls who will not settle down they must be taken in hand²
le fait que: istanbul coolu gerçeği.
au lieu de: santralistanbul.
¹ Colette, Avare Kadın, Can Yayınları, İstanbul, 1992, s. 50.
² The Smiths, Barbarism Begins at Home in Meat is Murder, Rough Trade, Londra, 1985.
jeudi, avril 16
samedi, avril 11
john malkovich (ile) olmak*
bu sabah pera müzesi'nde İFF28 kapsamında john malkovich söyleşisi vardı.
kalktık, gittik.
ceketini merak ediyordum. dün öğle ya da dün akşam giydiği gibi bir şey olacağını ummuştum fakat kendisi bir sabah söyleşisine parıldayarak gelmemeyi tercih etti. (görgü 1 - ayrıksılık o)
"soru cevap olsun" dedi, sıkkın bir ifadesi vardı. ya da bıkkın. ama küçümser değil. klasik sessizlik ile cevap verdik bu ifadeye biz de. sonra eller kalktı, birkaç saçma birkaç güzel soru soruldu. sanırım malkovich en çok oyunculuğun şizofren boyutunu irdeleyen soruyu sevdi, ona cevap verirken gözleri parladı, pamuk dede sakallarının altından yanakları pembeleşti.
tok sesli çevirmen notlar alırken her seferinde onu büyük bir ilgiyle izledi, arada sırada yazdıklarını okumaya çalıştı. belki simültane çevirmen olmak nasıldır, hayal etti. belki bir çevirmeni oynaması teklif edilmişti. belki de adamın yazısı çok güzeldi. tiyatrocu tipli çevirmen nüansları katlede katlede, anektodları evire çevire türkçe'ye aktardı dediklerini. biz ukala bakışlar atarken birbirimize arkadan "ne iyi çeviriyor" dediklerini duyduk, şaşırdık. aslında kötü çevirmiyordu, sadece bazen yanlış çeviriyordu. neyse. buradan konuşmak kolay en nihayetinde.
proje seçerken çok fazla kriterinin olmadığını söyledi, çalışacağı yönetmenin önceki işlerini bilmenin beraber çalışacakları film hakkında çok da fikir vermediğini, iyi film yapmanın çok zor olduğunu ve bu yüzden çok az iyi film çekildiğini, being john malkovich'i çok önce okuduğunda çekileceğini düşünmediğini, başlarda ancak senaryoda john malkovich olmazsa oynamak istediğini ama jonze ile tanışınca o zamanlar "just a kid" streetsmart yönetmen ile çalışmak istediğini, tiyatronun çok daha self-generating olduğunu fakat doğaçlamaya inanmadığını, en büyük ilhamını ilk kumpanyalarından aldığını, bu işe oyuncu kızarkadaşının provalarını izlerken başladığını.. ve daha bir sürü şey. tasarımları için kısa moda filmleri çektiği freud'un torunu bella'nın koleksiyonunu gördüğünü duyunca katılımcılardan birinin, bayağı şaşırdı. ateşli hayranlarına bıyık altından güldü, akıllı hayranlarına ciddi cevaplar verdi. hemen hep uzun cevaplar verdi ama.
azimle notlar almadım bu sefer, dinlemekten ziyade izledim söyleşiyi. bol bol su içtiğini gördüm, bıyıklarını çekiştirdiğini, utangaç gülümsemesini kafama yazdım. söyleşiden ne ummuştum tam bilmiyorum. ama onu tam bulamadım gibi bir his var içimde.
belki de bu hissin nedeni hala tam teşrif edememiş bahara kapıyı kapatıp sunum hazırlamam gerekliliğidir.
bu yazının düşük kalitesinin suçunu da tamamlanmamış iş gerginliğine atıp, susuyorum.
aklıma geldikçe ve sunumdan sıkıldıkça eklemeler yapabilirim.
*parantezakıllı -yaşasın, snigletim oldu, ya da olamadı- başlığımdan dolayı rahatsızım. ama klişenin gücüne bir kez daha yenik düştüm.
kalktık, gittik.
ceketini merak ediyordum. dün öğle ya da dün akşam giydiği gibi bir şey olacağını ummuştum fakat kendisi bir sabah söyleşisine parıldayarak gelmemeyi tercih etti. (görgü 1 - ayrıksılık o)
"soru cevap olsun" dedi, sıkkın bir ifadesi vardı. ya da bıkkın. ama küçümser değil. klasik sessizlik ile cevap verdik bu ifadeye biz de. sonra eller kalktı, birkaç saçma birkaç güzel soru soruldu. sanırım malkovich en çok oyunculuğun şizofren boyutunu irdeleyen soruyu sevdi, ona cevap verirken gözleri parladı, pamuk dede sakallarının altından yanakları pembeleşti.
tok sesli çevirmen notlar alırken her seferinde onu büyük bir ilgiyle izledi, arada sırada yazdıklarını okumaya çalıştı. belki simültane çevirmen olmak nasıldır, hayal etti. belki bir çevirmeni oynaması teklif edilmişti. belki de adamın yazısı çok güzeldi. tiyatrocu tipli çevirmen nüansları katlede katlede, anektodları evire çevire türkçe'ye aktardı dediklerini. biz ukala bakışlar atarken birbirimize arkadan "ne iyi çeviriyor" dediklerini duyduk, şaşırdık. aslında kötü çevirmiyordu, sadece bazen yanlış çeviriyordu. neyse. buradan konuşmak kolay en nihayetinde.
proje seçerken çok fazla kriterinin olmadığını söyledi, çalışacağı yönetmenin önceki işlerini bilmenin beraber çalışacakları film hakkında çok da fikir vermediğini, iyi film yapmanın çok zor olduğunu ve bu yüzden çok az iyi film çekildiğini, being john malkovich'i çok önce okuduğunda çekileceğini düşünmediğini, başlarda ancak senaryoda john malkovich olmazsa oynamak istediğini ama jonze ile tanışınca o zamanlar "just a kid" streetsmart yönetmen ile çalışmak istediğini, tiyatronun çok daha self-generating olduğunu fakat doğaçlamaya inanmadığını, en büyük ilhamını ilk kumpanyalarından aldığını, bu işe oyuncu kızarkadaşının provalarını izlerken başladığını.. ve daha bir sürü şey. tasarımları için kısa moda filmleri çektiği freud'un torunu bella'nın koleksiyonunu gördüğünü duyunca katılımcılardan birinin, bayağı şaşırdı. ateşli hayranlarına bıyık altından güldü, akıllı hayranlarına ciddi cevaplar verdi. hemen hep uzun cevaplar verdi ama.
azimle notlar almadım bu sefer, dinlemekten ziyade izledim söyleşiyi. bol bol su içtiğini gördüm, bıyıklarını çekiştirdiğini, utangaç gülümsemesini kafama yazdım. söyleşiden ne ummuştum tam bilmiyorum. ama onu tam bulamadım gibi bir his var içimde.
belki de bu hissin nedeni hala tam teşrif edememiş bahara kapıyı kapatıp sunum hazırlamam gerekliliğidir.
bu yazının düşük kalitesinin suçunu da tamamlanmamış iş gerginliğine atıp, susuyorum.
aklıma geldikçe ve sunumdan sıkıldıkça eklemeler yapabilirim.
*parantezakıllı -yaşasın, snigletim oldu, ya da olamadı- başlığımdan dolayı rahatsızım. ama klişenin gücüne bir kez daha yenik düştüm.
vendredi, avril 10
jeudi, avril 9
mercredi, avril 8
mardi, avril 7
lundi, mars 30
kissing on magazine photos
now i am a fat house cat
cursing my sore blunt tongue
watching the warm poison rats
curl through the wide fence cracks
cursing my sore blunt tongue
watching the warm poison rats
curl through the wide fence cracks
vendredi, mars 27
bells of division
the grass was greener.
the light was brighter.
the taste was sweeter.
the nights of wonder with friends surrounded.
the dawn mist glowing.
the water flowing.
the endless river.
forever and ever.
the light was brighter.
the taste was sweeter.
the nights of wonder with friends surrounded.
the dawn mist glowing.
the water flowing.
the endless river.
forever and ever.
Inscription à :
Articles (Atom)