Affichage des articles dont le libellé est litérature. Afficher tous les articles
Affichage des articles dont le libellé est litérature. Afficher tous les articles

mardi, novembre 3

"İlk çekingenlikler ne kadar tatlıdır. Oysa insan, bu beceriksizlikleri bir an önce yenmeye çalışır. Bütün gücüyle büyüyü bozmak, buzları kırmak için uğraşır. Birlikte yapılan her yeni hareket de, istenmediği halde bu büyüyü geri getirir: insana yeni bir fırsat verir. T. de, bu sefer acele etmedi. Yemek seçmekteki kararsızlıkların, tabaklara uzanmaktaki çekimserliğin, her duruma uygun söz bulma güçsüzlüğünün ayrı ayrı tadına vardı. Kendini bıraktı: uzun sessizlikleri bozmak için çaba göstermedi. Gözlerini A.'nın bakışlarından kaçırmadı. Dalgaların üstünde oynaşan güneş ışınlarına daldığı zaman söylenen sözleri duymadığı için üzülmedi. Zamanı unuttu: oraya gelmeden başından neler geçtiğini, ayrıldığı zaman neler geleceğini hiç düşünmedi. S.'den bahsetmek istediği sırada da, acaba şimdi konuşmasam daha mı iyi olur diye bir endişeye kapılmadı."

lundi, novembre 2

Beckett.

« C’est tuant, les souvenirs. Alors il ne faut pas penser à certaines choses, à celles qui vous tiennent à cœur, ou plutôt il faut y penser, car à ne pas y penser on risque de les retrouver, dans sa mémoire, petit à petit. C’est-à-dire qu’il faut y penser pendant un moment, un bon moment, tous les jours et plusieurs fois par jour, jusqu’à ce que la boue les recouvre, d’une couche infranchissable. C’est un ordre. »

mercredi, juin 3

h2g2, again

"The man who invented the Total Perspective Vortex did so basically in order to annoy his wife.
Trin Tragula -for that was his name- was a dreamer, a thinker, a speculative philosopher or, as his wife would have it, an idiot.
And she'd nag him incessantly about the utterly inordinate amount of time he spent staring out into space, or mulling over the mechanics of safety pins, or doing spectrographic analyses of pieces of fairy cake.
'Have some sense of proportion!', she would say, sometimes as often as thirty-eight times in a single day.
And so he built the Total Perspective Vortex- just to show her.
And into one end he plugged the whole of reality as extrapolated from a piece of fairy cake, and into the other end he plugged his wife: so that when he turned it on she saw in one instant the whole infinity of creation and herself in relation to it.
To Thin Trigula's horror, the shock completely annihilated her brain; but to his satisfaction he realised that he had proved conclusively that if life is going to exist in a Universe of this size, then the one thing it can not afford to have is a sense of proportion."

p. 252, hangi basım not almamışım.

vendredi, mai 29

"Galip, uykunun en güzel yanının insanın olduğu kişiyle bir gün yerine geçeceğine inanmak istediği kişi arasındaki gözyaşartıcı uzaklığın unutulması kadar, duyduklarıyla hiç duymadıklarını, gördükleriyle hiç görmediklerini ve bildikleriyle hiç bilmediklerini huzurla birbirine karıştırabilmesi olduğunu bir kere daha anladı."

lundi, mai 25

while the empires burn down

there's a devil crawling along your floor
with a trembling heart, he's coming through your door
with his straining sex in his jumping paw
there's a devil crawling along your floor
and he's old and he's stupid and he's hungry and he's sore and he's lame and he's blind and he's
dirty and he's poor
give him more
give him more
give him more
give him more
there's a devil crawling along your floor

hâlâ metallica'nınkinin daha leziz olduğu kanaatindeyim.

PS: happy towel day!

samedi, mai 16

orwell'in miller eleştirisi, eleştirileri

referans vermek için çok üşengecim şu anda..
"yetişkin bir insanın içine sığacağı kadar büyük bir rahim arayışı"
star trek'i IMAX'e getirmeyen AFM yönetimini buradan esefle kınamayı kendime borç bilirim. allahsızlar!
quinto bari bi olsa be. n'olur be.

mardi, avril 28

gevşek bağlar ya da kavramsal çağrışım

"Resimlerin, karikatürlerin, tiyatroların ve kafe-konserlerin kendisini yeterince halka tanıtmış olmasına rağmen 'aşk simsarı' yün yeleğine ya da renkli, yakasız gömleğine, kasketine, ceplerinden çıkmayan ellerin 'davetkâr' bir hareketle belinden aşağı sımsıkı gerdiği ceketine, sönmüş sigarasına, sesi duyulmayan terliğine bağlı kalmıştır.

unruly boys who will not grow up must be taken in hand
unruly girls who will not settle down they must be taken in hand²

le fait que: istanbul coolu gerçeği.
au lieu de: santralistanbul.


¹ Colette, Avare Kadın, Can Yayınları, İstanbul, 1992, s. 50.
² The Smiths, Barbarism Begins at Home in Meat is Murder, Rough Trade, Londra, 1985.

lundi, février 23

gibert jeune

the glare and hurry of broad noon are not adapted to idle pursuits like mine.
dickens, st michel.
cliché.

mardi, novembre 4

this is not an exit.

"there are no more barriers to cross. all i have in common with the uncontrollable and the insane, the vicious and the evil, all the mayhem i have caused and my utter indifference toward it i have now surpassed. my pain is constant and sharp and i do not hope for a better world for anyone, in fact i want my pain to be inflicted on others. i want no one to escape, but even after admitting this there is no catharsis, my punishment continues to elude me and i gain no deeper knowledge of myself; no new knowledge can be extracted from my telling. this confession has meant nothing."

samedi, octobre 4

bir gün bir wilde

I Like this quote I dislike this quote

“A little sincerity is a dangerous thing, and a great deal of it is absolutely fatal.”

samedi, juin 21

sub rosa

aynı klasörden başka 1 inci.. proust'u ilk okuduğumda üşenmeden yazdığım birkaç alıntı. kayıp zamanın izinde: swannlar'ın tarafı. maalesef sayfaları yok, YKY'nın Roza Hakmen çevirisi ama hangi basım onu da bilmiyorum, o kitap izmir'de, bakamıyorum.

>> ama aslında bu oyundan zevk alıyorduk çünkü insanın adlandırdığı şeyi yarattığına inandığı yaşlardaydık henüz.

>> hiç süphesiz, swann bu şekilde, aralarında geçen konuşmaları hatırlarken, tek başına kaldığında onu düşünürken, onun görüntüsünü, romans dolu hayallerinde yer alan başka birçok kadın görüntüsünün arasına katıyordu sadece; ama herhangi bir tesadüf sayesinde odette de crécy'nin görüntüsü bütün bu tahayüllere hakim olsa, (hatta belki bir tesadüfün yardımına bile gerek yoktu, çünkü o ana kadar gizli kalmis bir durumun ortaya çıktığı esnada meydana gelen bir tesadüfün, bu durumun üzerinde hiçbir etkisi olmayabilir) bu tahayülleri onun hatırasından ayırmak artık mümkün olmasa da, o zaman, ne vücudun kusurları bir önem taşırdı, ne de bu vücudun, swann'ın zevkine, bir baska vücuda kıyasla daha uygun olup olmaması; çünkü sevdiği kadının vücudu sıfatını bir kere kazandi mi, swann'a mutluluk veya acı verebilecek tek vücut o olurdu.

>> ara sıra bizi yalayıp geçen bu şiddetli heyecan rüzgarı, aşkın oluşturulma yöntemleri, kutsal hastalığın yayılma biçimleri arasında en etkili olanlardan biridir. bu durumda ok yaydan çıkar, o sırada birlikte olmaktan hoşlandığımız kişi kimse, aşık olacağımız kişi de odur. bu kişiyi o ana kadar başkalarından fazla, hatta onlar kadar beğenmiş olmamız bile gerekmez. önemli olan, o insana düşkünlüğümüzün, başka herkesi dışlamasıdır. bu koşul da, - o kişinin eksikliğini hissettiğimiz anda- onun cazibesinin bize yaşattığı hazların arayışı, yerini ansızın, yine aynı kişiyi hedef alan, kaygılı bir ihtiyaca bıraktığında, yerine getirilmiş olur; bu alemin yasaları gereği, bu saçma ihtiyacın giderilmesi imkansız, tedavisi de zordur: bu mantığa aykırı, ıstıraplı ihtiyaç, ona sahip olma ihtiyacıdır.

>> kadınlar konusunda ne kadar görmüş geçirmiş ve bıkkın olsak da, farklı kadınlara sahip olmayı hep aynı ve önceden bilinen bir şey olarak görsek de, zor - ya da bizim zor zannettiğmiz- kadınlar, sahip olmayı, yepyeni, değişik bir hazza dönüştürürler,sahip olma eylemini, ilişkimizdeki beklenmedik bir olaya dayandırmak zorunda bırakırlar biz; swann için de o ilk gece, cattleyeların düzeltilmesi böyle bir olaydı.

>> insanlarla genelde o kadar ilgilenmeyiz ki, bize bunca acı ve mutluluk verebilme gücünü bir kişiye yüklediğimizde, o kişi başka bir dünyaya aitmiş gibi görünür gözümüze, bir şiirsellikle sarmalanır ve hayatımızı, kendisinin az çok yakınımızda bulunacağı, heyecan dolu bir akış haline getirir.

>> böyle anlarda, odette portakal şerbeti hazırlarken, tıpkı iyi ayarlanmamış bir yansıtıcının, bir nesnenin atrafında, duvarda gezdirdiği iri, tuhaf gölgelerin bir süre sonra o nesnenin üzerinde toparlanıp ortadan silinmesi gibi, swann'ın odette hakkında oluşturduğu bütün o korkunç, oynak fikirler de, birdenbire, karşısında duran o büyüleyici bedenle birleşip kaybolurdu. swann ansızın, odette'in evinde, lambanın altında geçirdiği bu bir saatin, belki de yalancı bir saat olmadığı, sırf swann'ın kullanımı için hazırlanmadığı (sürekli düşünmekle birlikte kafasında tam olarak canlandıramadığı o ürkütücü ve harikulade şeyi, yani odette' in gerçek hayatında, swann'sız hayatında yer alan bir saati gizlemeye çalışmadığı), sahne aksesuarlarıyla kartondan yapılmış meyvelerden oluşmadığı, gerçekten odette' in hayatının bir saati olabileceği hissine kapılırdı; belki kendisi orada olmasa, odette forcheville'i aynı koltuğa oturtacak, ona bilinmedik bir iksir değil, şu portakal şerbetinin aynısını ikram edecekti; belki de odette'in yaşadığı dünya, swann'ın durmaksızın hayalinde canlandırmaya çalıştığı, belki sırf kendi hayalinde var olan o korkunç, doğaüstü alem değil, gerçek dünyaydı, özel bir hüzün barındırmıyordu içinde; swann'ın oturup yazı yazabileceği şu masadan, tatmasına izin verilecek olan şu şerbetten, hem merak ve hayranlıkla, hem de minnetle seyrettiği bütün bu eşyalardan oluşuyordu sadece; bu eşyalar, swann'ın hayallerini içlerinde eritip swann'ı onlardan kurtarıyor, buna karşılık kendileri de bu hayallerle zenginleşerek, hayallerin elle tutulur gerçekliklere dönüşebileceğini swann'a gösteriyorlar, ilgisini çekiyor, gözünde önem kazanıyor ve ruhunu dinlendiriyorlardı.

inability to sit in a quiet room alone*

kendime 1 gün (daha). ev spası, ama not ayırmaca yok.. ruhsal arınmaya daha var, yüzümden başlamak iyi bir fikirdi aslında!

risk haritasında negatif kene fotoğrafı: daha da korkunç.
dün akşam benim için çok eğlenceliydi, MSN'de iletilerde patlayan şövenlik ve futbolun "f"sinden anlasa da "u"suna (ne komik kaynaşıyormuş bu ek böyle- haha) geçemeyenler (bkz:ben) için bile 1 ahkam serbestisi. maja'ya kapak oldu, ona eğlenmedim değil ama!
laptopun wifi certified çıkartması bacağımda kaldı sıcaktan.. komik.
buraya yeni 1 mesaj girmemin gerçek sebebine gelince.. i just want my pants back'i yine karıştırırken gözüme çarpan, bizimkilere yazdığım yılbaşı kartlarının assolisti şu paragrafı anahtar kelimelerle nete koyayım artık diye düşündüm.

" 'A very close friend of mine once told me that the most important things in life happen when you're just hanging out. What I think she meant was, well, you can have a good time with just about anyone on a roller coaster, or at the Super Bowl, or in Vegas. But it's really how you feel in the little moments that count. If you find someone who can make you laugh while you're standing on line at the DMV, or when you're sick with the flu, or who you can still have fun with while, say, having a heated debate about the pros and cons of wedding appetizers, well,' I paused, 'that's something.' It wasn't Shakespeare, what I ended up with, but then again, this wasn't a play. It was the real thing and it was okay to be a little corny, a little clichéd. The most important part was that I meant what I said."
David J. Rosen, I Just Want My Pants Back, New York: Broadway Publishing, 2007. p. 220.
*All of man's problems stem from his inability to sit in a quiet room alone.
Blaise Pascal

hamiş: dünün cevabı şuymuş..
"NoBillPosting gave me the tip that the song might be by W.G. Snuffy Walden, who also did the themes for "The West Wing" and "My So-Called Life," among others. So, I emailed Walden, and he confirmed that he and Bennett Salvay, who works with him on the show, composed the song.
So it's not Explosions in the Sky, as I'd guessed, but their moody instrumental rock does help set the tone for many episodes of the show, which has also featured songs by Iron & Wine, Camera Obscura, The Yeah Yeah Yeahs, Spoon and other great bands. Hey NBC: Do I smell a soundtrack? "
http://buzzsugar.com/108527

jeudi, janvier 20

ortaköy' de bir gece vakti

...
d.' ı tek düsündüren askerlikti. üniversiteye yazilmazsa askere gitmek zorunda kalacak, film isi iyice suya düsecekti. yenilgi baslangicinin tatsiz boguntusu kavriyordu yüregini. sofradan kalkti. fakülteye yazilirim herhalde, diye düsündü. annesine, hukuk' u kazandigni soylemeden odasina kapandi. yatagina uzandi. parasizliktan türkiye' ye dönmek zorunda kalinca ister istemez ayrildigi g.' in yüzü geldi gözlerinin onune.
...
birlikte sürttükleri paris kahvelerinde, asklari hakkinda soru soranlara, gerekli olduguna inandiklari bir umursamazlikla, " ne demek asik olmak? birlikteyiz ya" derlerdi. g. boylesi düşünceleri dile getirmekte d. ' den daha ustaydi. söyle derdi o: " birbirimize rastladik, otomobil kazasi gibi bir olay bu, insana otomobil carpti mi, yoluna devam edemez.simdi iyilesene kadar birlikte olmak zorundayiz. sonra yolumuza devam edecegiz." boyle gelistiriyorlardi sozlerini, birbirlerini seyrettiklerini soyluyorlardi. g. d.' ın hosuna gidecegini düsünerek soyle diyordu: "seyircilik onemli ama dural bir sey olmamali, burada bir otomobil kazasi oluyorsa , uzak bir yerde bir savas oluyor, daha uzak bir yerde bir ihtilal oluyor; olay ve cografya degistirmeli seyircilik... ses hizina ulasmak gerekiyor bunun icin, bu durumda gozlerimizi birbirmize dikip bunun adina ask demek budalaligini baskalarina birakalim.." d. de g. 'nin hosuna gitmek icin buna benzer seyler soylerdi, boylesi konusmalari gelistirmek bir noktadan sonra oylesine kolay ki. güzel , aci, buruk bir fransiz kahvesi icmek gibi.. dinlendirici, acitmayan.. eglendirici! "
...