mardi, novembre 3
lundi, novembre 2
Beckett.
mercredi, juin 3
h2g2, again
Trin Tragula -for that was his name- was a dreamer, a thinker, a speculative philosopher or, as his wife would have it, an idiot.
And she'd nag him incessantly about the utterly inordinate amount of time he spent staring out into space, or mulling over the mechanics of safety pins, or doing spectrographic analyses of pieces of fairy cake.
'Have some sense of proportion!', she would say, sometimes as often as thirty-eight times in a single day.
And so he built the Total Perspective Vortex- just to show her.
And into one end he plugged the whole of reality as extrapolated from a piece of fairy cake, and into the other end he plugged his wife: so that when he turned it on she saw in one instant the whole infinity of creation and herself in relation to it.
To Thin Trigula's horror, the shock completely annihilated her brain; but to his satisfaction he realised that he had proved conclusively that if life is going to exist in a Universe of this size, then the one thing it can not afford to have is a sense of proportion."
p. 252, hangi basım not almamışım.
vendredi, mai 29
lundi, mai 25
while the empires burn down
with a trembling heart, he's coming through your door
with his straining sex in his jumping paw
there's a devil crawling along your floor
and he's old and he's stupid and he's hungry and he's sore and he's lame and he's blind and he's
dirty and he's poor
give him more
give him more
give him more
give him more
there's a devil crawling along your floor
hâlâ metallica'nınkinin daha leziz olduğu kanaatindeyim.
PS: happy towel day!
samedi, mai 16
orwell'in miller eleştirisi, eleştirileri
"yetişkin bir insanın içine sığacağı kadar büyük bir rahim arayışı"
star trek'i IMAX'e getirmeyen AFM yönetimini buradan esefle kınamayı kendime borç bilirim. allahsızlar!
quinto bari bi olsa be. n'olur be.
mardi, avril 28
gevşek bağlar ya da kavramsal çağrışım
unruly boys who will not grow up must be taken in hand
unruly girls who will not settle down they must be taken in hand²
le fait que: istanbul coolu gerçeği.
au lieu de: santralistanbul.
¹ Colette, Avare Kadın, Can Yayınları, İstanbul, 1992, s. 50.
² The Smiths, Barbarism Begins at Home in Meat is Murder, Rough Trade, Londra, 1985.
lundi, février 23
gibert jeune
dickens, st michel.
cliché.
mardi, novembre 4
this is not an exit.
samedi, octobre 4
samedi, juin 21
sub rosa
aynı klasörden başka 1 inci.. proust'u ilk okuduğumda üşenmeden yazdığım birkaç alıntı. kayıp zamanın izinde: swannlar'ın tarafı. maalesef sayfaları yok, YKY'nın Roza Hakmen çevirisi ama hangi basım onu da bilmiyorum, o kitap izmir'de, bakamıyorum.
>> ama aslında bu oyundan zevk alıyorduk çünkü insanın adlandırdığı şeyi yarattığına inandığı yaşlardaydık henüz.
>> hiç süphesiz, swann bu şekilde, aralarında geçen konuşmaları hatırlarken, tek başına kaldığında onu düşünürken, onun görüntüsünü, romans dolu hayallerinde yer alan başka birçok kadın görüntüsünün arasına katıyordu sadece; ama herhangi bir tesadüf sayesinde odette de crécy'nin görüntüsü bütün bu tahayüllere hakim olsa, (hatta belki bir tesadüfün yardımına bile gerek yoktu, çünkü o ana kadar gizli kalmis bir durumun ortaya çıktığı esnada meydana gelen bir tesadüfün, bu durumun üzerinde hiçbir etkisi olmayabilir) bu tahayülleri onun hatırasından ayırmak artık mümkün olmasa da, o zaman, ne vücudun kusurları bir önem taşırdı, ne de bu vücudun, swann'ın zevkine, bir baska vücuda kıyasla daha uygun olup olmaması; çünkü sevdiği kadının vücudu sıfatını bir kere kazandi mi, swann'a mutluluk veya acı verebilecek tek vücut o olurdu.
>> ara sıra bizi yalayıp geçen bu şiddetli heyecan rüzgarı, aşkın oluşturulma yöntemleri, kutsal hastalığın yayılma biçimleri arasında en etkili olanlardan biridir. bu durumda ok yaydan çıkar, o sırada birlikte olmaktan hoşlandığımız kişi kimse, aşık olacağımız kişi de odur. bu kişiyi o ana kadar başkalarından fazla, hatta onlar kadar beğenmiş olmamız bile gerekmez. önemli olan, o insana düşkünlüğümüzün, başka herkesi dışlamasıdır. bu koşul da, - o kişinin eksikliğini hissettiğimiz anda- onun cazibesinin bize yaşattığı hazların arayışı, yerini ansızın, yine aynı kişiyi hedef alan, kaygılı bir ihtiyaca bıraktığında, yerine getirilmiş olur; bu alemin yasaları gereği, bu saçma ihtiyacın giderilmesi imkansız, tedavisi de zordur: bu mantığa aykırı, ıstıraplı ihtiyaç, ona sahip olma ihtiyacıdır.
>> kadınlar konusunda ne kadar görmüş geçirmiş ve bıkkın olsak da, farklı kadınlara sahip olmayı hep aynı ve önceden bilinen bir şey olarak görsek de, zor - ya da bizim zor zannettiğmiz- kadınlar, sahip olmayı, yepyeni, değişik bir hazza dönüştürürler,sahip olma eylemini, ilişkimizdeki beklenmedik bir olaya dayandırmak zorunda bırakırlar biz; swann için de o ilk gece, cattleyeların düzeltilmesi böyle bir olaydı.
>> insanlarla genelde o kadar ilgilenmeyiz ki, bize bunca acı ve mutluluk verebilme gücünü bir kişiye yüklediğimizde, o kişi başka bir dünyaya aitmiş gibi görünür gözümüze, bir şiirsellikle sarmalanır ve hayatımızı, kendisinin az çok yakınımızda bulunacağı, heyecan dolu bir akış haline getirir.
>> böyle anlarda, odette portakal şerbeti hazırlarken, tıpkı iyi ayarlanmamış bir yansıtıcının, bir nesnenin atrafında, duvarda gezdirdiği iri, tuhaf gölgelerin bir süre sonra o nesnenin üzerinde toparlanıp ortadan silinmesi gibi, swann'ın odette hakkında oluşturduğu bütün o korkunç, oynak fikirler de, birdenbire, karşısında duran o büyüleyici bedenle birleşip kaybolurdu. swann ansızın, odette'in evinde, lambanın altında geçirdiği bu bir saatin, belki de yalancı bir saat olmadığı, sırf swann'ın kullanımı için hazırlanmadığı (sürekli düşünmekle birlikte kafasında tam olarak canlandıramadığı o ürkütücü ve harikulade şeyi, yani odette' in gerçek hayatında, swann'sız hayatında yer alan bir saati gizlemeye çalışmadığı), sahne aksesuarlarıyla kartondan yapılmış meyvelerden oluşmadığı, gerçekten odette' in hayatının bir saati olabileceği hissine kapılırdı; belki kendisi orada olmasa, odette forcheville'i aynı koltuğa oturtacak, ona bilinmedik bir iksir değil, şu portakal şerbetinin aynısını ikram edecekti; belki de odette'in yaşadığı dünya, swann'ın durmaksızın hayalinde canlandırmaya çalıştığı, belki sırf kendi hayalinde var olan o korkunç, doğaüstü alem değil, gerçek dünyaydı, özel bir hüzün barındırmıyordu içinde; swann'ın oturup yazı yazabileceği şu masadan, tatmasına izin verilecek olan şu şerbetten, hem merak ve hayranlıkla, hem de minnetle seyrettiği bütün bu eşyalardan oluşuyordu sadece; bu eşyalar, swann'ın hayallerini içlerinde eritip swann'ı onlardan kurtarıyor, buna karşılık kendileri de bu hayallerle zenginleşerek, hayallerin elle tutulur gerçekliklere dönüşebileceğini swann'a gösteriyorlar, ilgisini çekiyor, gözünde önem kazanıyor ve ruhunu dinlendiriyorlardı.
inability to sit in a quiet room alone*
risk haritasında negatif kene fotoğrafı: daha da korkunç.
dün akşam benim için çok eğlenceliydi, MSN'de iletilerde patlayan şövenlik ve futbolun "f"sinden anlasa da "u"suna (ne komik kaynaşıyormuş bu ek böyle- haha) geçemeyenler (bkz:ben) için bile 1 ahkam serbestisi. maja'ya kapak oldu, ona eğlenmedim değil ama!
laptopun wifi certified çıkartması bacağımda kaldı sıcaktan.. komik.
buraya yeni 1 mesaj girmemin gerçek sebebine gelince.. i just want my pants back'i yine karıştırırken gözüme çarpan, bizimkilere yazdığım yılbaşı kartlarının assolisti şu paragrafı anahtar kelimelerle nete koyayım artık diye düşündüm.
" 'A very close friend of mine once told me that the most important things in life happen when you're just hanging out. What I think she meant was, well, you can have a good time with just about anyone on a roller coaster, or at the Super Bowl, or in Vegas. But it's really how you feel in the little moments that count. If you find someone who can make you laugh while you're standing on line at the DMV, or when you're sick with the flu, or who you can still have fun with while, say, having a heated debate about the pros and cons of wedding appetizers, well,' I paused, 'that's something.' It wasn't Shakespeare, what I ended up with, but then again, this wasn't a play. It was the real thing and it was okay to be a little corny, a little clichéd. The most important part was that I meant what I said."
David J. Rosen, I Just Want My Pants Back, New York: Broadway Publishing, 2007. p. 220.
*All of man's problems stem from his inability to sit in a quiet room alone.
Blaise Pascal
hamiş: dünün cevabı şuymuş.. "NoBillPosting gave me the tip that the song might be by W.G. Snuffy Walden, who also did the themes for "The West Wing" and "My So-Called Life," among others. So, I emailed Walden, and he confirmed that he and Bennett Salvay, who works with him on the show, composed the song.
So it's not Explosions in the Sky, as I'd guessed, but their moody instrumental rock does help set the tone for many episodes of the show, which has also featured songs by Iron & Wine, Camera Obscura, The Yeah Yeah Yeahs, Spoon and other great bands. Hey NBC: Do I smell a soundtrack? "
http://buzzsugar.com/108527
jeudi, janvier 20
ortaköy' de bir gece vakti
d.' ı tek düsündüren askerlikti. üniversiteye yazilmazsa askere gitmek zorunda kalacak, film isi iyice suya düsecekti. yenilgi baslangicinin tatsiz boguntusu kavriyordu yüregini. sofradan kalkti. fakülteye yazilirim herhalde, diye düsündü. annesine, hukuk' u kazandigni soylemeden odasina kapandi. yatagina uzandi. parasizliktan türkiye' ye dönmek zorunda kalinca ister istemez ayrildigi g.' in yüzü geldi gözlerinin onune.
...
birlikte sürttükleri paris kahvelerinde, asklari hakkinda soru soranlara, gerekli olduguna inandiklari bir umursamazlikla, " ne demek asik olmak? birlikteyiz ya" derlerdi. g. boylesi düşünceleri dile getirmekte d. ' den daha ustaydi. söyle derdi o: " birbirimize rastladik, otomobil kazasi gibi bir olay bu, insana otomobil carpti mi, yoluna devam edemez.simdi iyilesene kadar birlikte olmak zorundayiz. sonra yolumuza devam edecegiz." boyle gelistiriyorlardi sozlerini, birbirlerini seyrettiklerini soyluyorlardi. g. d.' ın hosuna gidecegini düsünerek soyle diyordu: "seyircilik onemli ama dural bir sey olmamali, burada bir otomobil kazasi oluyorsa , uzak bir yerde bir savas oluyor, daha uzak bir yerde bir ihtilal oluyor; olay ve cografya degistirmeli seyircilik... ses hizina ulasmak gerekiyor bunun icin, bu durumda gozlerimizi birbirmize dikip bunun adina ask demek budalaligini baskalarina birakalim.." d. de g. 'nin hosuna gitmek icin buna benzer seyler soylerdi, boylesi konusmalari gelistirmek bir noktadan sonra oylesine kolay ki. güzel , aci, buruk bir fransiz kahvesi icmek gibi.. dinlendirici, acitmayan.. eglendirici! "
...